27 Kasım 2024 Çarşamba

 

 







KONUŞAMIYORUZ…


Koşuşturmaktan bir yerlere yetişmekten, yoğun geçen güncel yaşamdan konuşmayı we göz teması kurmayı unuttuk.

Kalan kısa zamanlarda da ya telefon ediyor ya da mesaj atıyoruz..

Yolda yürürken bakınıyorum.
Herkes mutsuz. Herkes hızlı hızlı yürüyor ki; bizim buralarda meşhur bir kafa selamı vardır. Tanısan da tanımasan da bir göz temasıdır/selamıdır bu..

Sanki kalmadı artık..

Çiftler bile beyin/düşünce hızıyla hareket etmekten birbirlerine ulaşamaz oldu.


50 yaşıma kadar anne olmam, çalışmam, hedeflerim, karşımdakilerin benden bekledikleri, deli gibi bir çalışma temposu, amaçlar ve bir sürü başka başka hayatın getirileri..

Anneciğimin yaşarken bana sunduğu sonsuz konfor da cabası. 
Artık o konfor da annemin vefatıyla bitti..

 

Herkes koşturuyor diyorum ya..
Ben mi? Ben de dahil..
Ama galiba artık biraz daha bilinçli..


50 yaşımdan sonra biraz ben biraz da hayatın getirdikleri ile yavaşladım.

Ondan sonra ikinci bir sayfa açıldı. Uzun sohbetler, uzun kahveler.

Hayatımda yapacağım ne kadar çok şeyin olduğunun farkına vardım.

Daha bir kendime dönüp, kendimi dinler oldum.

Sanki yapamadıklarımın üstüne gitmiyor, kabul ediyorum.

Bu da bana çok iyi geldi.

Anladım ki, önce durumu kabullenmek lazım.

Galiba ben biraz eskilerde kaldım. Gözünün içine bakarak konuşmayı, konuşurken dokunmayı, ellerimle kollarımla bir şeyler anlatmayı, göz teması kurup karşımdakinin duygu ve düşüncelerini anlamayı çok seviyorum .

Ben böyle bir iletişimin insanıyım.

Bu yeni gelişen teknolojiyi çok kullansam da bazı Özlük değerlerimden vazgeçmek istemiyorum..

Yaptıklarımız yaşadıklarımız her şey ama her şey geride bir tecrübe olarak kalıyor.
Özlük değerlerimiz bizi hayata bağlıyor.
Her şey değişse de bizi biz yapan değerlerimizden,

Konuşmak dan iletişim kurmaktan vazgeçmeyelim.

Aslında sadece konuşmuyoruz. Anlatırken tüm yaşadıklarımızı tekrardan zihnimizde canlandırıp yeni pencereler açıyoruz.

Konuşamadığımız/iletişim kuramadığımız  için ıssızlaştırmayalım kendimizi..




Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN

18 Kasım 2024 Pazartesi

 

 




AHMED ARİF

Dün gece sosyal medyada dolaşırken Ahmed ARİF in bu güzel şiirine rastladım.. Benim gibi birçok kadının kendinden bir şeyler bulacağı bir şiir. Burada da kalsın istedim.

 

Ahmed ARİF

Diyarbakır doğumlu babası Türk annesi Kürt olan Ahmed Arif, çocukluğunda babasının görevlerinden dolayı şehir şehir gezmiş Zazaca, Kürtçe ve Arapça öğrenmiştir. Yazarlık dışında kâtiplik, gazetecilik ve düzeltmenlik gibi birçok farklı iş yapan Ahmed Arif, edebiyatımızın çokça sevilen şairlerinden birisidir.


BEN BAŞI BOŞ BİR KADINIM..

Ben başı boş bir kadınım…
Aklım nereye eserse ben oradayım
Müzik duyunca eşlik eder
Ayaklarımla ritim tutarım.
Köşeyi dönünce karanlığa çıkar yolum
Korkusuzca yürürüm..
Geceye ışık saçarım,
Saçma sapan bir kadınım ben
Yaşımın bir önemi yok.
Sokaklar da gezen küçük bir kız,
Sevgilisinin yolunu bekleyen bir kadın
Çocuklarına seslenen bir anne,
Torun seven bir nine.
Topuklarına vura vura gezen bir kadınım ben
Korkmayın benden
Sevmeyin beni …
Ama saygı duyun
Kadın olsa da sıfatım
Çoğu erkekten daha ADAMIM..   

Ahmed ARİF



13 Kasım 2024 Çarşamba

 




YALNIZLIK…..


Son zamanlarda ne kadar çağın hastalığı olarak bilinse de biraz kendimizin yarattığı 
bir kabuğa çekiliş olduğuna inanıyorum ..

Sosyal medyada hep dolaşır ya; kalp zaten atıyor, önemli olan ritmi bozmak diye. 
Biz galiba bu ritmi bozmayı bilmiyoruz.

Bu ritmin hep bir partnerle, sewgiliyle bozulacağına inanmışız/inanıyoruz.
Bir de üstüne üstlük yaşadıklarımız, konumlarımız, imkanlarımız ve tabii ki egolarımız 
galiba bir şeyleri yapmamıza izin vermiyor.
Tabi inandıklarımız we alışkanlıklarımız da var..
Hooopppp her şeyden vazgeçiyoruz. 

Kabuğumuza çekilip yalnızlığı tercih ediyoruz..
İlk zamanlar hoşumuza gidiyor. 
Daha sonra ev insanı içine çekiyor. 
We tercih edilen bir yalnızlık daha sonrasında yerini üretmeyen çürümeye maruz bırakılmış 
bir yalnızlık olarak kucağımız da kalıyor.

Koşullar ve şartlar ne olursa olsun kendimizden vazgeçmeyelim.
Bizi zinde ve ayakta tutacak hedef ve amaçlar edinelim.

Mesela yine bir kadın olarak diyeceğim ki; kendimizi yalnızlığa terk etmeyelim.
Ne kadar her şeye sahip olursak olalım biz kadınlara maskülen enerji her zaman iyi gelmiştir. 
Bunu seks/cinsellik olarak ele almayın. 
Yenilen bir yemek, edilen bir sohbet, kararlaştırılmış bir randevu bizi onaracak, yenileyecek 
we bambaşka biri yapacaktır..

Bunların yanı sıra; uzun yürüyüşler, küçük seyahatler, sevdiğimiz biriyle içtiğimiz bir fincan kahve 
we hiç tanımadığımız bazen yanımızdaki masayla göz teması kurduğumuz 
we bizi o kişiyle konuşmaya iten bir tılsım oluşur ya,
işte bu anlarda çok kıymetli ve güzel anlardır bana göre. 
Bazen hiç tanımadığınız biri çok tanıdığımız birinden daha faydalı olabiliyor.

Lütfen kendimizi bu gibi güzelliklerden mahrum etmeyelim.

Yalnızlığımı seviyorum deyip evde oturmayalım.
Her zaman sahip olunan şeylerin mutluluk olduğunu düşünüyoruz. 
Ama ne yazık ki; o mutluluk hedefe giden yolda aldığımız haz ve heyecanlardır.

Bazen gerçekten yalnız kalmak isteriz. 
Kendi kendimize bir içsel yolculuk yapmak isteriz. 
Dünya üzerinde nerede olduğumuzu görmek isteriz. 
Bu kaliteli bir yalnızlıktır. 
Çünkü tercih edilmiştir.
Bunu ara ara hepimiz yapmalıyız. 
Herkes zaman zaman kendini sağlam bir şekilde eleştirip gözden geçirmelidir.

Ama yukarıda da dediğim gibi bu yalnızlığa kendisi karar vermelidir.
Diğeri ise mecbur bırakılmış bir yalnızlıktır.
Kötüsü ve sakıncalısı budur.

Lütfen kendinizi bu tip mecburiyetlere layık görmeyin..

Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN



NOT: Yaşamadığım, görmediğim, soluklamadığım hiç bir şeyi yazmıyorum.

10 Kasım 2024 Pazar

 




AİLE BÜYÜKLERİMİZ / EBEVEYNLERİMİZ..…

Küçükken ailemizden bizi biz yapan özelliklerimizi yani mihenk taşlarımızı ediniriz.
Nedir bunlar ; sevgi, saygı, güven, inanç, sadakat we fedakarlıktır.
Bunlar ailenin ve gelecekte bizim önemimizi vurgulayan değerlerimizdir.

Aile olmak güçlü bir dayanışma duygusu gerektirir.
Aile olmak sadece çocukların bakımı ve geliştirilmesi değil, kültürel anlamda da kimlik ve değerlerin kazandırılmasıdır.

Ama bugün günümüze bakıyorum da herkes çocukluğunu, nasıl büyüyüp, yetiştiğini unutmuş, ebeveynlerini görmezden gelip kurtulma çabası içerisine girmiş.
Bunları böyle gördükçe çok hüzünleniyorum. Bizler böyle büyüyen insanlar değiliz.
Olmamalıyız da..

Bizler vicdanlı ve inançlı insanlarız. Böyle gördük, böyle büyüdük.

Biz küçükken anne/babamız nasıl bize bakıp sahip çıkıp ilmek ilmek
yetiştirdiyse, bugün de onlar yaşlandığı için bize ihtiyaç duydukları için 
onların yanında olmamız gerektiğini düşünüyorum..


Ama görüyorum ki, herkes kurtulma çabası içerisinde kendinin nasıl dünyaya geldiğini büyüdüğünü, bugünlere nasıl ulaştığını unutmuş. 

Büyüklerimiz olmasa, bize sundukları imkanlar olmasa, bizler bugün bu kimlikte, 
bu konumda olabilir miydik?

Dünyanın da tekerrürden ibaret olduğunu düşünürsek, bugün büyüklerimize sahip çıkmalıyız ki, gelecekte de çocuklarımız bize sahip çıksın.

Bir çok kişi bugün anne/babasını yük olarak görüyor.

Bir de benim hatırladığım eskiden kimsesizler bakım evine konurdu. 
Ama bugün gelin görün ki; kocaman aileler 1-2 aile büyüğünü yanın da barındıramıyor. Konforundan Ödün vermemek için anne/babasını ewinden, ortamından koparıp bakım evine bırakıyor. Çevremde artık bu tip insanlar bayağı çoğaldı..


Gözlemlerim sonucunda; eğitimlisi, eğitimsizi, yabancısı, yerlisi 
bu gibi yerlere yatırıldığı zaman TERK EDİLMİŞLİK duygusuyla maksimum bir ay içerisinde vefat edip, bu dünyadan göç ediyor.

Birisi ; Vicdan insanın pusulasıdır demiş. Çok da doğru söylemiş..

Aile bağlayıcıdır. 
Aile dayanaktır. Senin bu dünya üzerinde savrulmanı ve dağılmanı engelleyen bir limandır. Emek vermeyi, fedakarlık yapmayı, sevmeyi, tek bir güç olmayı ailemizden öğrendik. Ama gel gör ki, onlara sahip çıkma noktasında konforumuz üstün geliyor. Kişisel gelişimcilerin önce “SEN” dediği nokta, tam da burada bir tık değer kaybına uğruyor. Yardım ederek, sevgini göstererek, paylaşımcı ruhunu kullanarak bedenini şifalandırırsan o zaman ”SEN” noktasına gelirsin.

Onarmadan, onarılamazsın..


Benimki sadece küçük bir hatırlatma gelin anne/babamıza, büyüklerimize sahip çıkalım onları kocaman ailelerimiz içerisinde kimsesiz bırakmayalım..

Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN
 

6 Kasım 2024 Çarşamba





İLİŞKİLER...


İnsanlar arasındaki sevgi de, dayanışma da bitti sanki.

Artık herkes kendini düşünüyor.

Eskiden kadın erkeği, erkek kadını düşünürdü..

Sökükler dikilirdi.

Artık kaldırılıp atılıyor.

Eskiden öyle miydi yahu; kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilirdi.

Bir eşitlik diye tutturduk, farklı açılardan ele aldık,

kadın we erkek olarak değerlerimizi yitirdik.

Eşitlik yan yana yürümektir.

Biz bayrağı kaptık.

Dünyanın varoluşunda da erkek dışardan yiyecek getirir çocuklarını korur, güvenli bir ortam sağlardı. Kadın ise toparlar, temizler, yedirir içirirdi.

Ne oldu bu döngüye de ŞAŞTI.

Aslında kadınlar (bilenler) eskiye özlem duyuyorlar ama şu dakikadan sonra geriye dönmek mümkün müdür?

Hakimiyet we kontrol duygusu yaşamımızı kolaylaştırmış gibi gösterse de

Aslın da ruhumuzu parçaladı.

Eskiden ilişkiler bir elmanın iki yarısı gibi düşünülürdü biri diğerini tamamlar, sorunu ve sorumluluğunu üstlenir taşır çözüme birlikte gidilirdi.
Şimdi öyle mi aynı evlerde bireysel yaşıyoruz.

Birbirimizden bir haberiz.

Birbirimizin farkında bile değiliz.

Biz kadınlar eşitlikte biraz ipin ucunu kaçırdık.

Erkek gibi olduk.

Maskülen bir havaya büründük.

Buna karşılık erkekler de boş durmayıp bu eşitliği fazla benimseyip sorumluluklarını yarıya indirip feminen duygulara büründüler.

Yani hayat bir nevi yer değiştirdi.

Biz kadınlar yaşamı, hayatı elimizin kenarı ile tutmayı bilmediğimiz için

avucumuzla kavradığımızdan her şeyi üstlenmiş olduk.
Bu ilk zamanlar çok hoşumuza gitse de kantarın topuzunu kaçırdığımız için

bugün üzerimize iki kişilik yük binmeye başladı.

Bu maskülen enerji, feminen duygularımızı ezdi bitirdi yok etti.
Ne erkek erkekliğinden ne kadın kadınlığından keyif alır oldu.

Empati, ilişkiler de çok önemliydi.

İki kişi karşılıklı oturduğu zaman İyi bir dinleyici olmak, empati kurmak ,

açık ve net konuşmak, sorular sormak ve duygusal kontrol sağlanması

gerekirken bir de bakmışız artık hiçbir şeye TAHAMMÜLÜMÜZ kalmamış..

Karşımızdaki kişiye odaklanamıyoruz bile.

Neden kaldırabileceğimizden çok daha fazlasını üstlendik..
Herkesin; hayat ve koşullar dediğini duyar gibiyim,

ama hayır sorumlusu biz kadınlarız.

Çünkü nerede durmamız gerektiğini bilemedik.

Aslında ilişkileri şirket gibi ele alırsak, daha kolay çözüme gideriz.

Herkes kendi işini yaparsa ortada sorun kalmaz.

Ben şahsen biraz eskiyi özlüyorum.

Annemin kadın olarak konforunu aramıyor değilim.

Kadının feminen enerjiyle, daha kadın, daha ince, daha naif,

daha zarif hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ama galiba bize geçmiş olsun..

Anne babalarımızın ilişkisine bakıyorum da;

saygı çerçevesinde kadını el üstünde tutan,

ona değer veren, bir dediğini iki etmeyen erkek figürü nereye gitti.

Bugün hiçbirini göremiyorum..

Bunda bizim de suçumuz olduğunu düşünüyorum..

Dengeler çok hızlı değişiyor.

Galiba o günleri sadece Özlem’le anacağız.

Artık bu saatten sonra geçmiş olsun geriye dönme gibi

bir lüksümüz olmayacak sanki..

Bizim nesil treni kaçırdı umarım gelecek nesil ilişkilerde daha bilinçli olur.

Üzgünüm hem kendim için, hem tüm kadınlar için..


Sewgiler,

Gönül BİRCAN