Koşuşturmaktan bir yerlere yetişmekten, yoğun
geçen güncel yaşamdan konuşmayı we göz teması kurmayı unuttuk.
Kalan kısa zamanlarda da ya telefon ediyor ya da
mesaj atıyoruz..
Yolda yürürken bakınıyorum.
Herkes mutsuz. Herkes hızlı hızlı yürüyor ki; bizim
buralarda meşhur bir kafa selamı vardır. Tanısan da tanımasan da bir göz
temasıdır/selamıdır bu..
Sanki
kalmadı artık..
Çiftler bile beyin/düşünce hızıyla hareket etmekten birbirlerine ulaşamaz oldu.
50 yaşıma kadar anne olmam, çalışmam, hedeflerim,
karşımdakilerin benden bekledikleri, deli gibi bir çalışma temposu, amaçlar ve
bir sürü başka başka hayatın getirileri..
Anneciğimin yaşarken bana sunduğu sonsuz konfor da
cabası. Artık o konfor da annemin vefatıyla bitti..
Herkes koşturuyor diyorum ya..
Ben mi? Ben de dahil..
Ama galiba artık biraz daha bilinçli..
50 yaşımdan sonra biraz ben biraz da hayatın
getirdikleri ile yavaşladım.
Ondan sonra ikinci bir sayfa açıldı. Uzun
sohbetler, uzun kahveler.
Hayatımda
yapacağım ne kadar çok şeyin olduğunun farkına vardım.
Daha bir
kendime dönüp, kendimi dinler oldum.
Sanki
yapamadıklarımın üstüne gitmiyor, kabul ediyorum.
Bu da bana çok iyi geldi.
Anladım ki, önce durumu kabullenmek lazım.
Galiba ben biraz eskilerde kaldım. Gözünün içine
bakarak konuşmayı, konuşurken dokunmayı, ellerimle kollarımla bir şeyler
anlatmayı, göz teması kurup karşımdakinin duygu ve düşüncelerini anlamayı çok
seviyorum .
Ben böyle bir iletişimin insanıyım.
Bu yeni gelişen teknolojiyi çok kullansam da bazı
Özlük değerlerimden vazgeçmek istemiyorum..
Yaptıklarımız yaşadıklarımız her şey ama her şey
geride bir tecrübe olarak kalıyor.
Özlük değerlerimiz bizi hayata bağlıyor.
Her şey değişse de bizi biz yapan değerlerimizden,
Konuşmak dan iletişim kurmaktan vazgeçmeyelim.
Aslında sadece konuşmuyoruz. Anlatırken tüm yaşadıklarımızı tekrardan zihnimizde canlandırıp yeni pencereler açıyoruz.
Konuşamadığımız/iletişim kuramadığımız için ıssızlaştırmayalım kendimizi..
Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN




