27 Aralık 2024 Cuma

 

 




 

ŞEB-İ ARUS 


Seyahat ekibim; can arkadaşlarım. 
Çok uzun yıllardır yılda 1-2 kere şehir içi / şehir dışı mutlaka seyahat ederiz Şeb-i Arus’da onlardan bir tanesiydi .

Ben 1996 yılında Lütfi Kırdar Uluslararası kongre Merkezi’ne başladığımda ilk o yıl Şeb-i Arus’la tanıştım. Ondan sonra her aralık ayinin 17’sinde Lütfi Kırdar‘ da Mevlana’nın düğün günü Allah’a kavuşması ilahilerle kutlandı.
O günden bu güne gitmeyi hep çok istedim. Araya giren bir yığın sebepler neticesinde bu dileğimi yerine getirememiştim .
Ta ki bu seneye kadar.

Kızlardan bir tanesi turu bulmuş bütün işlemi tamamlamış bize gitmek kalmıştı.
Sabahleyin erkenden mecidiyeköy’de toplaştık.
Tur bizi aldı Söğütlüçeşme‘den 6:30’da Konya trenine bindik.
11:30’da Konya’dadık.
Yine turun servisi bizi aldı CEMO diye muhteşem   yerel restorana götürdü. Orada bamya çorbasıyla başladık etli ekmek ve bıçak arası yedik üstüne de meşhur sac arası tatlısını yedik. Çaylarınızı da içtikten sonra tekrar yola koyulduk ve Mevlânâ Müzesi’ne ardından da Şemsi Tebrizi‘nin türbesi‘ne gittik. Muhteşem bir ruh haliyle mistik ve enerjisi yüksek bu iki yeri gezdikten sonra otelimize hareket ettik. Biz Ramada Oteli’nde konakladık odalar yemek çok iyiydi. Akşam için hazırlanıp, biletlerimizi aldık ve Konya kültür merkezine Şeb-i aruz Sema gösterisine gittik. En ön sıradaydık Ahmet Özhan‘ın güzel sesinden ilahileri dinledikten sonra Semazenler yavaş yavaş salona girip dönmeye başladılar. Semazenlerin bu dönüşü çok etkileyiciydi. Sonra araştırdım ki; Semazenler başlarını aynı dünyanın 23 derecelik açısı gibi 20-25 derece sola eğerek dönerlermiş. Bu eğimin iç kulaktaki etkileri nötralize eder ve başı döndürmezmiş. Aynı zamanda bakışlarını da tek bir noktaya, sol elin baş parmağına sabitlerlermiş. Uzun bir gösteri oldu huzur dolu enerjisi yüksek bir salonda yaklaşık 2- 2,5 saat geçirdik.
Allah’a çok şükür ki bu sene gitmem nasip oldu. 
Çok kalabalıktı. 
Ruhumda çok derine inemesem de  yıllar sonra orada bulunmam oradaki enerjinin farklılığı beni çok sarıp sarmaladı. Huşu içinde otelimize gittik ve yattık.

Sabahleyin kahvaltıyla birlikte uyandık ve dokuzda oteli terk ettik. Sonrasında Konya tropikal kelebek bahçesine arkasından Sille köyüne daha sonrasında Aiya Elen’i kilisesi oradan Meram bağları, tosun baba türbesini gezerek tekrardan Mevlânâ türbesi’ne geri döndük oradaki büyük duaya katıldık. Arkasından hızla trene yetişip İstanbul’a geldik.
Huzurlu dingin ama bir o kadar da yoğun geçen bir gezi oldu..


Sewgiler,

Gönül BİRCAN
16-17 ARALIK/2024



3 Aralık 2024 Salı

 



DİLE KOLAY 40 YIL….


Benim çok değerli kemikleşmiş hayatımda uzun süre var olan dostlarım var..

Çocukken kurulan arkadaşlıkların, dostlukların daha kalıcı olduğuna inananlardanım.

Bunlardan bir tanesi de okul arkadaşlarım.
Dile kolay 40 yıl..
Hayata birlikte başladık.
Bir çok şeyin ilkini beraber yaşayıp paylaştık. 
Dostluğu, samimiyeti, arkadaşlığı paylaşmayı ailenin dışında ilk birbirimizden öğrendik.
Hepsi benim için çok değerli ve kıymetli ama tabii bazıları ile gönül bağı oluşturuyorsun ve bu kişiler diğerlerine göre bir basamak daha yukarıda oluyor. Ama tabii  bu fotoğrafta eksik olan çok kişi var.
Bu hafta sonu bu ekiple muhteşem bir 2 gün geçirdik .
Her şeyi birlikte beraber yaptık. 
Eski günlerimizi konuştuk. 
Birbirimizle şakalaştık.
Şarkılar söyledik, masalar kurduk, kahveler içtik . 
İnsan bulunduğu ortamın dışına çıktığı zaman gittiği yerde samimiyet ve içtenlik  varsa orası tadından yenmiyor.
Bir araya gelerek zihnimizi, hafızamızı, beynimizi şifalandırdık.
Yorulan beyinlerimizi besledik..
Hep beraber beynimizin pilini bitiren yakıcı duyguları yok ettik.
Kısacası iyileşip, onarılıp geri döndük..
Şenaycığım, Leventciğim bize bu samimiyeti, sıcaklığı, dostluğu yaşayacağımız ortamı yarattığınız için sonsuz teşekkürler..🙏🏽🌺

Sewgiler,
Gönül BİRCAN
2024 KASIM 


 

27 Kasım 2024 Çarşamba

 

 







KONUŞAMIYORUZ…


Koşuşturmaktan bir yerlere yetişmekten, yoğun geçen güncel yaşamdan konuşmayı we göz teması kurmayı unuttuk.

Kalan kısa zamanlarda da ya telefon ediyor ya da mesaj atıyoruz..

Yolda yürürken bakınıyorum.
Herkes mutsuz. Herkes hızlı hızlı yürüyor ki; bizim buralarda meşhur bir kafa selamı vardır. Tanısan da tanımasan da bir göz temasıdır/selamıdır bu..

Sanki kalmadı artık..

Çiftler bile beyin/düşünce hızıyla hareket etmekten birbirlerine ulaşamaz oldu.


50 yaşıma kadar anne olmam, çalışmam, hedeflerim, karşımdakilerin benden bekledikleri, deli gibi bir çalışma temposu, amaçlar ve bir sürü başka başka hayatın getirileri..

Anneciğimin yaşarken bana sunduğu sonsuz konfor da cabası. 
Artık o konfor da annemin vefatıyla bitti..

 

Herkes koşturuyor diyorum ya..
Ben mi? Ben de dahil..
Ama galiba artık biraz daha bilinçli..


50 yaşımdan sonra biraz ben biraz da hayatın getirdikleri ile yavaşladım.

Ondan sonra ikinci bir sayfa açıldı. Uzun sohbetler, uzun kahveler.

Hayatımda yapacağım ne kadar çok şeyin olduğunun farkına vardım.

Daha bir kendime dönüp, kendimi dinler oldum.

Sanki yapamadıklarımın üstüne gitmiyor, kabul ediyorum.

Bu da bana çok iyi geldi.

Anladım ki, önce durumu kabullenmek lazım.

Galiba ben biraz eskilerde kaldım. Gözünün içine bakarak konuşmayı, konuşurken dokunmayı, ellerimle kollarımla bir şeyler anlatmayı, göz teması kurup karşımdakinin duygu ve düşüncelerini anlamayı çok seviyorum .

Ben böyle bir iletişimin insanıyım.

Bu yeni gelişen teknolojiyi çok kullansam da bazı Özlük değerlerimden vazgeçmek istemiyorum..

Yaptıklarımız yaşadıklarımız her şey ama her şey geride bir tecrübe olarak kalıyor.
Özlük değerlerimiz bizi hayata bağlıyor.
Her şey değişse de bizi biz yapan değerlerimizden,

Konuşmak dan iletişim kurmaktan vazgeçmeyelim.

Aslında sadece konuşmuyoruz. Anlatırken tüm yaşadıklarımızı tekrardan zihnimizde canlandırıp yeni pencereler açıyoruz.

Konuşamadığımız/iletişim kuramadığımız  için ıssızlaştırmayalım kendimizi..




Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN

18 Kasım 2024 Pazartesi

 

 




AHMED ARİF

Dün gece sosyal medyada dolaşırken Ahmed ARİF in bu güzel şiirine rastladım.. Benim gibi birçok kadının kendinden bir şeyler bulacağı bir şiir. Burada da kalsın istedim.

 

Ahmed ARİF

Diyarbakır doğumlu babası Türk annesi Kürt olan Ahmed Arif, çocukluğunda babasının görevlerinden dolayı şehir şehir gezmiş Zazaca, Kürtçe ve Arapça öğrenmiştir. Yazarlık dışında kâtiplik, gazetecilik ve düzeltmenlik gibi birçok farklı iş yapan Ahmed Arif, edebiyatımızın çokça sevilen şairlerinden birisidir.


BEN BAŞI BOŞ BİR KADINIM..

Ben başı boş bir kadınım…
Aklım nereye eserse ben oradayım
Müzik duyunca eşlik eder
Ayaklarımla ritim tutarım.
Köşeyi dönünce karanlığa çıkar yolum
Korkusuzca yürürüm..
Geceye ışık saçarım,
Saçma sapan bir kadınım ben
Yaşımın bir önemi yok.
Sokaklar da gezen küçük bir kız,
Sevgilisinin yolunu bekleyen bir kadın
Çocuklarına seslenen bir anne,
Torun seven bir nine.
Topuklarına vura vura gezen bir kadınım ben
Korkmayın benden
Sevmeyin beni …
Ama saygı duyun
Kadın olsa da sıfatım
Çoğu erkekten daha ADAMIM..   

Ahmed ARİF



13 Kasım 2024 Çarşamba

 




YALNIZLIK…..


Son zamanlarda ne kadar çağın hastalığı olarak bilinse de biraz kendimizin yarattığı 
bir kabuğa çekiliş olduğuna inanıyorum ..

Sosyal medyada hep dolaşır ya; kalp zaten atıyor, önemli olan ritmi bozmak diye. 
Biz galiba bu ritmi bozmayı bilmiyoruz.

Bu ritmin hep bir partnerle, sewgiliyle bozulacağına inanmışız/inanıyoruz.
Bir de üstüne üstlük yaşadıklarımız, konumlarımız, imkanlarımız ve tabii ki egolarımız 
galiba bir şeyleri yapmamıza izin vermiyor.
Tabi inandıklarımız we alışkanlıklarımız da var..
Hooopppp her şeyden vazgeçiyoruz. 

Kabuğumuza çekilip yalnızlığı tercih ediyoruz..
İlk zamanlar hoşumuza gidiyor. 
Daha sonra ev insanı içine çekiyor. 
We tercih edilen bir yalnızlık daha sonrasında yerini üretmeyen çürümeye maruz bırakılmış 
bir yalnızlık olarak kucağımız da kalıyor.

Koşullar ve şartlar ne olursa olsun kendimizden vazgeçmeyelim.
Bizi zinde ve ayakta tutacak hedef ve amaçlar edinelim.

Mesela yine bir kadın olarak diyeceğim ki; kendimizi yalnızlığa terk etmeyelim.
Ne kadar her şeye sahip olursak olalım biz kadınlara maskülen enerji her zaman iyi gelmiştir. 
Bunu seks/cinsellik olarak ele almayın. 
Yenilen bir yemek, edilen bir sohbet, kararlaştırılmış bir randevu bizi onaracak, yenileyecek 
we bambaşka biri yapacaktır..

Bunların yanı sıra; uzun yürüyüşler, küçük seyahatler, sevdiğimiz biriyle içtiğimiz bir fincan kahve 
we hiç tanımadığımız bazen yanımızdaki masayla göz teması kurduğumuz 
we bizi o kişiyle konuşmaya iten bir tılsım oluşur ya,
işte bu anlarda çok kıymetli ve güzel anlardır bana göre. 
Bazen hiç tanımadığınız biri çok tanıdığımız birinden daha faydalı olabiliyor.

Lütfen kendimizi bu gibi güzelliklerden mahrum etmeyelim.

Yalnızlığımı seviyorum deyip evde oturmayalım.
Her zaman sahip olunan şeylerin mutluluk olduğunu düşünüyoruz. 
Ama ne yazık ki; o mutluluk hedefe giden yolda aldığımız haz ve heyecanlardır.

Bazen gerçekten yalnız kalmak isteriz. 
Kendi kendimize bir içsel yolculuk yapmak isteriz. 
Dünya üzerinde nerede olduğumuzu görmek isteriz. 
Bu kaliteli bir yalnızlıktır. 
Çünkü tercih edilmiştir.
Bunu ara ara hepimiz yapmalıyız. 
Herkes zaman zaman kendini sağlam bir şekilde eleştirip gözden geçirmelidir.

Ama yukarıda da dediğim gibi bu yalnızlığa kendisi karar vermelidir.
Diğeri ise mecbur bırakılmış bir yalnızlıktır.
Kötüsü ve sakıncalısı budur.

Lütfen kendinizi bu tip mecburiyetlere layık görmeyin..

Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN



NOT: Yaşamadığım, görmediğim, soluklamadığım hiç bir şeyi yazmıyorum.

10 Kasım 2024 Pazar

 




AİLE BÜYÜKLERİMİZ / EBEVEYNLERİMİZ..…

Küçükken ailemizden bizi biz yapan özelliklerimizi yani mihenk taşlarımızı ediniriz.
Nedir bunlar ; sevgi, saygı, güven, inanç, sadakat we fedakarlıktır.
Bunlar ailenin ve gelecekte bizim önemimizi vurgulayan değerlerimizdir.

Aile olmak güçlü bir dayanışma duygusu gerektirir.
Aile olmak sadece çocukların bakımı ve geliştirilmesi değil, kültürel anlamda da kimlik ve değerlerin kazandırılmasıdır.

Ama bugün günümüze bakıyorum da herkes çocukluğunu, nasıl büyüyüp, yetiştiğini unutmuş, ebeveynlerini görmezden gelip kurtulma çabası içerisine girmiş.
Bunları böyle gördükçe çok hüzünleniyorum. Bizler böyle büyüyen insanlar değiliz.
Olmamalıyız da..

Bizler vicdanlı ve inançlı insanlarız. Böyle gördük, böyle büyüdük.

Biz küçükken anne/babamız nasıl bize bakıp sahip çıkıp ilmek ilmek
yetiştirdiyse, bugün de onlar yaşlandığı için bize ihtiyaç duydukları için 
onların yanında olmamız gerektiğini düşünüyorum..


Ama görüyorum ki, herkes kurtulma çabası içerisinde kendinin nasıl dünyaya geldiğini büyüdüğünü, bugünlere nasıl ulaştığını unutmuş. 

Büyüklerimiz olmasa, bize sundukları imkanlar olmasa, bizler bugün bu kimlikte, 
bu konumda olabilir miydik?

Dünyanın da tekerrürden ibaret olduğunu düşünürsek, bugün büyüklerimize sahip çıkmalıyız ki, gelecekte de çocuklarımız bize sahip çıksın.

Bir çok kişi bugün anne/babasını yük olarak görüyor.

Bir de benim hatırladığım eskiden kimsesizler bakım evine konurdu. 
Ama bugün gelin görün ki; kocaman aileler 1-2 aile büyüğünü yanın da barındıramıyor. Konforundan Ödün vermemek için anne/babasını ewinden, ortamından koparıp bakım evine bırakıyor. Çevremde artık bu tip insanlar bayağı çoğaldı..


Gözlemlerim sonucunda; eğitimlisi, eğitimsizi, yabancısı, yerlisi 
bu gibi yerlere yatırıldığı zaman TERK EDİLMİŞLİK duygusuyla maksimum bir ay içerisinde vefat edip, bu dünyadan göç ediyor.

Birisi ; Vicdan insanın pusulasıdır demiş. Çok da doğru söylemiş..

Aile bağlayıcıdır. 
Aile dayanaktır. Senin bu dünya üzerinde savrulmanı ve dağılmanı engelleyen bir limandır. Emek vermeyi, fedakarlık yapmayı, sevmeyi, tek bir güç olmayı ailemizden öğrendik. Ama gel gör ki, onlara sahip çıkma noktasında konforumuz üstün geliyor. Kişisel gelişimcilerin önce “SEN” dediği nokta, tam da burada bir tık değer kaybına uğruyor. Yardım ederek, sevgini göstererek, paylaşımcı ruhunu kullanarak bedenini şifalandırırsan o zaman ”SEN” noktasına gelirsin.

Onarmadan, onarılamazsın..


Benimki sadece küçük bir hatırlatma gelin anne/babamıza, büyüklerimize sahip çıkalım onları kocaman ailelerimiz içerisinde kimsesiz bırakmayalım..

Sewgilerimle,
Gönül BİRCAN
 

6 Kasım 2024 Çarşamba





İLİŞKİLER...


İnsanlar arasındaki sevgi de, dayanışma da bitti sanki.

Artık herkes kendini düşünüyor.

Eskiden kadın erkeği, erkek kadını düşünürdü..

Sökükler dikilirdi.

Artık kaldırılıp atılıyor.

Eskiden öyle miydi yahu; kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilirdi.

Bir eşitlik diye tutturduk, farklı açılardan ele aldık,

kadın we erkek olarak değerlerimizi yitirdik.

Eşitlik yan yana yürümektir.

Biz bayrağı kaptık.

Dünyanın varoluşunda da erkek dışardan yiyecek getirir çocuklarını korur, güvenli bir ortam sağlardı. Kadın ise toparlar, temizler, yedirir içirirdi.

Ne oldu bu döngüye de ŞAŞTI.

Aslında kadınlar (bilenler) eskiye özlem duyuyorlar ama şu dakikadan sonra geriye dönmek mümkün müdür?

Hakimiyet we kontrol duygusu yaşamımızı kolaylaştırmış gibi gösterse de

Aslın da ruhumuzu parçaladı.

Eskiden ilişkiler bir elmanın iki yarısı gibi düşünülürdü biri diğerini tamamlar, sorunu ve sorumluluğunu üstlenir taşır çözüme birlikte gidilirdi.
Şimdi öyle mi aynı evlerde bireysel yaşıyoruz.

Birbirimizden bir haberiz.

Birbirimizin farkında bile değiliz.

Biz kadınlar eşitlikte biraz ipin ucunu kaçırdık.

Erkek gibi olduk.

Maskülen bir havaya büründük.

Buna karşılık erkekler de boş durmayıp bu eşitliği fazla benimseyip sorumluluklarını yarıya indirip feminen duygulara büründüler.

Yani hayat bir nevi yer değiştirdi.

Biz kadınlar yaşamı, hayatı elimizin kenarı ile tutmayı bilmediğimiz için

avucumuzla kavradığımızdan her şeyi üstlenmiş olduk.
Bu ilk zamanlar çok hoşumuza gitse de kantarın topuzunu kaçırdığımız için

bugün üzerimize iki kişilik yük binmeye başladı.

Bu maskülen enerji, feminen duygularımızı ezdi bitirdi yok etti.
Ne erkek erkekliğinden ne kadın kadınlığından keyif alır oldu.

Empati, ilişkiler de çok önemliydi.

İki kişi karşılıklı oturduğu zaman İyi bir dinleyici olmak, empati kurmak ,

açık ve net konuşmak, sorular sormak ve duygusal kontrol sağlanması

gerekirken bir de bakmışız artık hiçbir şeye TAHAMMÜLÜMÜZ kalmamış..

Karşımızdaki kişiye odaklanamıyoruz bile.

Neden kaldırabileceğimizden çok daha fazlasını üstlendik..
Herkesin; hayat ve koşullar dediğini duyar gibiyim,

ama hayır sorumlusu biz kadınlarız.

Çünkü nerede durmamız gerektiğini bilemedik.

Aslında ilişkileri şirket gibi ele alırsak, daha kolay çözüme gideriz.

Herkes kendi işini yaparsa ortada sorun kalmaz.

Ben şahsen biraz eskiyi özlüyorum.

Annemin kadın olarak konforunu aramıyor değilim.

Kadının feminen enerjiyle, daha kadın, daha ince, daha naif,

daha zarif hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ama galiba bize geçmiş olsun..

Anne babalarımızın ilişkisine bakıyorum da;

saygı çerçevesinde kadını el üstünde tutan,

ona değer veren, bir dediğini iki etmeyen erkek figürü nereye gitti.

Bugün hiçbirini göremiyorum..

Bunda bizim de suçumuz olduğunu düşünüyorum..

Dengeler çok hızlı değişiyor.

Galiba o günleri sadece Özlem’le anacağız.

Artık bu saatten sonra geçmiş olsun geriye dönme gibi

bir lüksümüz olmayacak sanki..

Bizim nesil treni kaçırdı umarım gelecek nesil ilişkilerde daha bilinçli olur.

Üzgünüm hem kendim için, hem tüm kadınlar için..


Sewgiler,

Gönül BİRCAN